Ya Kebikec ihfazu’l varak!
Geçen gün kitaplığımı düzeltirken, üniversite yıllarımda sahaflardan topladığım Osmanlıca kitap, dergi ve gazetelere rastladım. Üniversitenin son senesinde seçmeli olarak Osmanlıca dersleri almıştım. Bu kitap ve dergileri de o dönemde Osmanlıca bilgimi geliştirmek için Beyazıt ve Taksim’deki sahaflardan toplamıştım. Bunların arasında epey eski eserler de var. Mesela Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Tesadüf” adlı romanı… Bu kitap 1900 yılında yazılmış.

Resim1
“Resim1″, bu kitabın ilk sayfası… En üstte süslü harflerle kitabın adı olan “Tesadüf” yazılmış… Onun altında ise “muharriri: Hüseyin R….” yazısını okuyoruz. Ama ne yazık ki yazarın isminin olduğu bölümün bir kısmını kitap kurtları afiyetle yemiş…
Osmanlı zamanında kitapları bu tür böceklerin istilasından korumak için kitabın arka veya ön sayfasına “Ya Kebikec” diye yazarlarmış. Kebikec doğu dünyasında kitapları güve ve kitap kurtlarından koruduğuna inanılan cinin adı… Bu ifade genellikle “Ya Kebikec” şeklinde kullanılsa da kimi zaman “Ya Kebikec ihfazu’l varak!” biçiminde yazıldığı da olur… Aslında bu ifade içinde geçen bütün kelimeleri tanıyoruz. Buradaki “varak” kelimesi “evrak” kelimesinin tekil halidir. “Yazılı kâğıt” anlamında kullanılır. Farsça bir kelime olan “varak”ın asıl anlamı ise “yaprak”tır. Yani “varak” kelimesinin anlamı “belge”; “evrak” kelimesinin anlamı ise “belgeler”dir… Yine aynı deyim içinde geçen “ihfaz” kelimesini de yakından tanıyoruz. Bugün Türkçe’de yaygın olarak kullandığımız “hafıza” kelimesi, “ihfaz” ile aynı kökten gelir. Bu iki kelimenin kök anlamı “korumak”tır. Arapça’da “korudu” anlamına gelen “hafaza” kökünden türemiş şu kelimeleri halen Türkçe’de kullanmaya devam ediyoruz: “hafız”, “muhafaza”, “muhafız”, “hıfz”, “mahfuz”… Bu bilgilere göre “Ya Kebikec ihfazu’l varak!”, “Ey Kebikec, kağıdı koru!” anlamına geliyor…
Elimdeki “Tesadüf” romanının delik yerlerini eşime gösterdiğimde verdiği tepki, “Ya Kebikec yazmamış mıydın?” oldu… Ben de, “Yazdım yazmasına ama Kebikec’i yanlış yazmışım!” dedim… Gerçekten de kitabı sahaftan ilk aldığım gün son sayfasına “Ya Kebikec” yazmıştım. Ama şimdi gördüm ki aslında yanlış yazmışım… “Ya Kebikec” yazacağıma “Ya Kebkec” yazmışım…
Benim durumuma benzer şekilde anlatılan hoş bir hikaye vardır: Bir gün hocanın biri, mollasından bir kitap ister. Hoca kitabı eline alınca kitap kurtlarının kitabı delik deşik etmiş olduğunu görür. Molla, “Hocam kusura bakma, kitabı kurtlar yemiş,” der. Hoca hiddetle mollaya çıkışır: “Ya Kebikec yazsaydın ya!” Molla da cevap verir: “Yazdım yazmasına ama kitap kurdu önce ‘Ya Kebikec’ yazısını yemiş. Sonra da kitabı yemiş!”
Bu arada, “Ya Kebikec” yazısı öyle alelade bir mürekkeple de yazılmaz. Bunun için (muhtemelen ilaçlı) özel bir mürekkep kullanılır…
Yine Resim1′de, yazarın adının belirtildiği kısmın hemen altında şöyle bir not düşülmüş:
“İkdam gazetesinde tefrika edildikden sonra ayrıca kitab suretinde dahi temsil edilmiştir.”
Demek ki Hüseyin Rahmi Gürpınar “Tesadüf” romanını önce İkdam gazetesinde bölüm bölüm yayımlatmış, ardından da bunu kitap olarak bastırmış…
Bu notun altında ise “Dersaadet – İkdam Matbaası” yazısını görüyoruz. Böylece kitabın hangi matbaada basıldığını da öğrenmiş olduk… En altta ise basım yılı olarak “1317″ yılı verilmiş. Bu hicri yılı miladi yıla çevirdiğimizde 1899 yılını elde ediyoruz… (Artık yıllarla beraber 1900 yılına denk geliyor olsa gerek..)

Resim2
“Resim2″ ise kitabın ilk paragrafını gösteriyor. Hikâyemiz şöyle başlıyor:
“Mahalle KarılarıZavallı Gülsüm Hanımın öfkeden her tarafı sapır sapır titreyordu. Heman çarşafı kavradı. Eline tesadüf iden ucunu başına çekdi. Kendini böyle ye’se, helecana düşüren kitabı koynuna sokdu. Merdiven basamaklarını dört atlaya atlaya havluya indi. Sokağa fırladı.”
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Tesadüf” adlı kitabı dışında kitaplığımda “Ahmed Rasim” adlı biri tarafından yazılmış “Şiir Defteri” adlı el yazması bir kitap da var… Bu “Ahmed Rasim”in bizim tanıdığımız “Ahmed Rasim” olduğunu zannetmiyorum… Zira Ahmed Rasim şair olmaktan ziyade gazeteci ve yazardır… Ayrıca zannedersem elimdeki “Şiir Defteri” çok eski değil. En fazla 1940′lı yıllar olabilir diye düşünüyorum. Defterin üzerinde herhangi bir tarih göremediğim için emin değilim elbette… Ama defterin sayfalarını ışığa tuttuğumda üzerinde Latin harfleriyle yazılmış “Türkiye Cümhuriyeti” filigranını görebiliyorum.
“Resim3″ bahsettiğim bu “Şiir Defteri”nin kapak sayfası…Üzerinde kocaman harflerle yazılmış “Şiir Defteri” yazısı ve sol alt tarafta ise “Ahmed Rasim” imzası okunabiliyor…

Resim3
Şairimiz “Ahmed Rasim” Şiir Defteri’ne şu dörtlükle başlamış (Resim 4):

Resim4
Bu vasiyete sadık kalarak, defteri elimden geldiğince temiz tutmaya, kirletmemeye çalışıyorum…
“Tesadüf” ve “Şiir Defteri” dışında kitaplığımda bazı başka dergi ve kitaplar da var. Mesela “Servet-i Funun” dergisinin bir sayısı, 1928 yılına ait iki gazete, Bir ansiklopedi cildi, yemek tariflerinin olduğu tek tek sayfalar…
En başta da dediğim gibi, ben Osmanlıca’yı üniversitede sadece yarım dönem gördüm. O yüzden sadece 19. yüzyıla ait matbu eserleri okuyabiliyorum. El yazısı ile yazılmış olanlar arasında okuyabildiklerim çok çok azdır… Elimdeki yemek tarifleri tamamen el yazısıyla yazıldığı için, bunları çözebilmiş değilim… Eğer çözebilirsem, tarifteki yemekleri de yapmaya çalışırım…
Aslında bu konu üzerine söyleyecek daha çok şeyim var… Ama o da başka bir yazının konusu olsun…
Son Yorumlar