ana sayfa > Uncategorized > Ya Kebikec ihfazu’l varak!

Ya Kebikec ihfazu’l varak!

Pazar, 21 Haz 2009

Geçen gün kitaplığımı düzeltirken, üniversite yıllarımda sahaflardan topladığım Osmanlıca kitap, dergi ve gazetelere rastladım. Üniversitenin son senesinde seçmeli olarak Osmanlıca dersleri almıştım. Bu kitap ve dergileri de o dönemde Osmanlıca bilgimi geliştirmek için Beyazıt ve Taksim’deki sahaflardan toplamıştım. Bunların arasında epey eski eserler de var. Mesela Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Tesadüf” adlı romanı… Bu kitap 1900 yılında yazılmış.

Resim1

Resim1

“Resim1″, bu kitabın ilk sayfası… En üstte süslü harflerle kitabın adı olan “Tesadüf” yazılmış… Onun altında ise “muharriri: Hüseyin R….” yazısını okuyoruz. Ama ne yazık ki yazarın isminin olduğu bölümün bir kısmını kitap kurtları afiyetle yemiş…

Osmanlı zamanında kitapları bu tür böceklerin istilasından korumak için kitabın arka veya ön sayfasına “Ya Kebikec” diye yazarlarmış. Kebikec doğu dünyasında kitapları güve ve kitap kurtlarından koruduğuna inanılan cinin adı… Bu ifade genellikle “Ya Kebikec” şeklinde kullanılsa da kimi zaman “Ya Kebikec ihfazu’l varak!” biçiminde yazıldığı da olur… Aslında bu ifade içinde geçen bütün kelimeleri tanıyoruz. Buradaki “varak” kelimesi “evrak” kelimesinin tekil halidir. “Yazılı kâğıt” anlamında kullanılır. Farsça bir kelime olan “varak”ın asıl anlamı ise “yaprak”tır. Yani “varak” kelimesinin anlamı “belge”; “evrak” kelimesinin anlamı ise “belgeler”dir… Yine aynı deyim içinde geçen “ihfaz” kelimesini de yakından tanıyoruz. Bugün Türkçe’de yaygın olarak kullandığımız “hafıza” kelimesi, “ihfaz” ile aynı kökten gelir. Bu iki kelimenin kök anlamı “korumak”tır.  Arapça’da “korudu” anlamına gelen “hafaza” kökünden türemiş şu kelimeleri halen Türkçe’de kullanmaya devam ediyoruz: “hafız”, “muhafaza”, “muhafız”, “hıfz”, “mahfuz”… Bu bilgilere göre “Ya Kebikec ihfazu’l varak!”, “Ey Kebikec, kağıdı koru!” anlamına geliyor…

Elimdeki “Tesadüf” romanının delik yerlerini eşime gösterdiğimde verdiği tepki, “Ya Kebikec yazmamış mıydın?” oldu… Ben de, “Yazdım yazmasına ama Kebikec’i yanlış yazmışım!” dedim… Gerçekten de kitabı sahaftan ilk aldığım gün son sayfasına “Ya Kebikec” yazmıştım. Ama şimdi gördüm ki aslında yanlış yazmışım… “Ya Kebikec” yazacağıma “Ya Kebkec” yazmışım…

Benim durumuma benzer şekilde anlatılan hoş bir hikaye vardır: Bir gün hocanın biri, mollasından bir kitap ister. Hoca kitabı eline alınca kitap kurtlarının kitabı delik deşik etmiş olduğunu görür. Molla, “Hocam kusura bakma, kitabı kurtlar yemiş,” der. Hoca hiddetle mollaya çıkışır: “Ya Kebikec yazsaydın ya!” Molla da cevap verir: “Yazdım yazmasına ama kitap kurdu önce ‘Ya Kebikec’ yazısını yemiş. Sonra da kitabı yemiş!”

Bu arada, “Ya Kebikec” yazısı öyle alelade bir mürekkeple de yazılmaz. Bunun için (muhtemelen ilaçlı) özel bir mürekkep kullanılır…

Yine Resim1′de, yazarın adının belirtildiği kısmın hemen altında şöyle bir not düşülmüş:

“İkdam gazetesinde tefrika edildikden sonra ayrıca kitab suretinde dahi temsil edilmiştir.”

Demek ki Hüseyin Rahmi Gürpınar “Tesadüf” romanını önce İkdam gazetesinde bölüm bölüm yayımlatmış, ardından da bunu kitap olarak bastırmış…

Bu notun altında ise “Dersaadet – İkdam Matbaası” yazısını görüyoruz. Böylece kitabın hangi matbaada basıldığını da öğrenmiş olduk… En altta ise basım yılı olarak “1317″ yılı verilmiş. Bu hicri yılı miladi yıla çevirdiğimizde 1899 yılını elde ediyoruz… (Artık yıllarla beraber 1900 yılına denk geliyor olsa gerek..)

Resim2

Resim2

“Resim2″ ise kitabın ilk paragrafını gösteriyor. Hikâyemiz şöyle başlıyor:

“Mahalle Karıları
Zavallı Gülsüm Hanımın öfkeden her tarafı sapır sapır titreyordu. Heman çarşafı kavradı. Eline tesadüf iden ucunu başına çekdi. Kendini böyle ye’se, helecana düşüren kitabı koynuna sokdu. Merdiven basamaklarını dört atlaya atlaya havluya indi. Sokağa fırladı.”

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Tesadüf” adlı kitabı dışında kitaplığımda “Ahmed Rasim” adlı biri tarafından yazılmış “Şiir Defteri” adlı el yazması bir kitap da var… Bu “Ahmed Rasim”in bizim tanıdığımız “Ahmed Rasim” olduğunu zannetmiyorum… Zira Ahmed Rasim şair olmaktan ziyade gazeteci ve yazardır… Ayrıca zannedersem elimdeki “Şiir Defteri” çok eski değil. En fazla 1940′lı yıllar olabilir diye düşünüyorum. Defterin üzerinde herhangi bir tarih göremediğim için emin değilim elbette… Ama defterin sayfalarını ışığa tuttuğumda üzerinde Latin harfleriyle yazılmış “Türkiye Cümhuriyeti” filigranını görebiliyorum.

“Resim3″ bahsettiğim bu “Şiir Defteri”nin kapak sayfası…Üzerinde kocaman harflerle yazılmış “Şiir Defteri” yazısı ve sol alt tarafta ise “Ahmed Rasim” imzası okunabiliyor…

Resim3

Resim3

Şairimiz “Ahmed Rasim” Şiir Defteri’ne şu dörtlükle başlamış (Resim 4):

Resim4

Resim4

Bir Ricam
Lütfen biraz dikkat et
Kirlenmesin defterim
Gördüğün birkaç beyit
Gamlı ruhumdur benim

Bu vasiyete sadık kalarak, defteri elimden geldiğince temiz tutmaya, kirletmemeye çalışıyorum…

“Tesadüf” ve “Şiir Defteri” dışında kitaplığımda bazı başka dergi ve kitaplar da var. Mesela “Servet-i Funun” dergisinin bir sayısı, 1928 yılına ait iki gazete, Bir ansiklopedi cildi, yemek tariflerinin olduğu tek tek sayfalar…

En başta da dediğim gibi, ben Osmanlıca’yı üniversitede sadece yarım dönem gördüm. O yüzden sadece 19. yüzyıla ait matbu eserleri okuyabiliyorum. El yazısı ile yazılmış olanlar arasında okuyabildiklerim çok çok azdır… Elimdeki yemek tarifleri tamamen el yazısıyla yazıldığı için, bunları çözebilmiş değilim… Eğer çözebilirsem, tarifteki yemekleri de yapmaya çalışırım… :)

Aslında bu konu üzerine söyleyecek daha çok şeyim var… Ama o da başka bir yazının konusu olsun…

istihza Uncategorized , , , , ,

  1. | #1

    Yazınızı görünce çok sevindim. Ya Kebikec ile ilgili başınızdan geçenler çok hoş.Keşke yanlış yazmasaydınız diye içimden geçirmedim desem yalan olur :D Ben de çat pat Osmanlıca okurum ve okuma hızlandırma çalışmalarım devam etmekte. Babam tarih öğretmeni olduğundan dolayı sağolsun ricamı kırmayıp küçük yaşlarda öğretmişti. Pardus’ ta Osmanlıca klavye düzeni ile ilgili çalışmalar olmuştu. Sayın Işıngör’ e forum üzerinden çalışmaların durumunu sormuştum lâkin cevap alamadım. Siz bu klavye düzeninin ne durumda olduğunu biliyor musunuz? Uygun teknolojiden dosyasını indireyim dedim fakat paket eski ve kaynak dosyada yok. Osmanlıca font yapmayı düşünüyorum. Fakat klavye düzeninin nasıl olacağını bilmiyorum. Bu konudaki varsa bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim.

  2. | #2

    Evet, keşke yanlış yazmasaymışım… Gerçi “Ya Kebikec” yazmak için elimde uygun mürekkep de yok… :)

    Ben Osmanlıcayı yazmaktan ziyade okuduğum için (gerçi uzun süredir buna da pek vakit bulamıyorum) klavye düzenleriyle pek ilgilenmedim. Ama isterseniz http://www.umich.edu/~turkish/links/keyboard/klavye.htm adresindeki klavyeden yararlanabilirsiniz. Buradaki metin kutusuna, kendi klavyenizi kullanarak da yazı yazabiliyorsunuz. Ayrıca Pardus için şöyle bir çalışmadan da bahsedilmiş forumlarda:

    http://forum.pardus-linux.org/viewtopic.php?f=196&t=18794

    Aynısı şurada da var:

    http://www.ozgurlukicin.com/forum/sistem/4082/?page=1

    Ancak gördüğüm kadarıyla bu çalışmayı yapan arkadaşın koyduğu bağlantılar bayatlamış. Ama forumdan kendisine ulaşma ihtimaliniz yüksek.

  3. | #3

    Bağlantılar için teşekkür ederim. Arkadaşın yaptığı klavye düzenini kurdum gayet iyi çalışıyor. Bir kaç eksiklik var ama olsun. Bu arada klavye düzeni dosyası C dili ile hazırlanmış. C dili pek anlaşılmıyor. Pardus depolarından da Urdu dili ile ilgili rika vb. fontları indirdim. İnceleyeceğim. Esasen bir tarayıcı programı yapılıp eski arşivlerin(kitapların) doğrudan latin harflerine çevrilmesi gerçekleştirilebilir. Gerçi çok teferruatlı bir çalışma olur, ama Python’ u ileri derecede öğrenebilirsem denemeyi düşünüyorum.

  4. sedataym
    | #4

    Hocam yazıda o kadar çok “Ya Kebikec ihfazu’l varak!” cümlesi geçmiş ki!
    Eminim artık bu siteyide bilgisayar kurtları yiyemez :D
    Yazınızı ilgiyle okudum. sağlıcakla kalın…

  5. | #5

    @Sedataym, dediğin doğru. Üstelik mürekkebimiz de özel… :)

  1. şimdilik geri bağlantı yok